Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin birinci kitabı olan Çağ ve Nesil'de toplam 35 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin ikinci kitabı olan Buhranlar Anaforunda İnsan'da toplam 34 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin üçüncü kitabı olan Yitirilmiş Cennete Doğru'da toplam 37 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin dördüncü kitabı olan Zamanın Altın Dilimi'nde toplam 48 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin beşinci kitabı olan Günler Baharı Soluklarken'de toplam 33 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin altıncı kitabı olan Yeşeren Düşünceler'de toplam 37 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin yedinci kitabı olan Işığın Göründüğü Ufuk'ta toplam 44 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin sekizinci kitabı olan Örnekleri Kendinden Bir Hareket'te toplam 26 yazı var.
Sızıntı Dergisi'nin Şubat 1979'da çıkan ilk sayısından itibaren yayınlanan başyazıların bir araya getirildiği Çağ ve Nesil Serisi'nin dokuzuncu kitabı olan Sükûtun Çığlıkları'nda toplam 34 yazı var.

Şimdilerde bu gariplerden garip dünyaya musallat olan mülhidler, münkirler, bohemler, şehvet simsarları, hak ve adalet bilmez tiranlar; tali'siz yığınlara şeytanların yapmadıklarını, yapamadıklarını yapmaktadırlar.

İşte bu şeytanî gayretler, millet çoğunluğu üzerinde müessir olmasa da, öteden beri hayatını şiddete, hiddete, kine, nefrete bağlamış ve düşmanlıktan başka bir şey düşünmeyen marjinal bir kesimi ayaklandırmaya yetmişti.

Bundan sonra artık o, zülâl yerine zakkum yudumlayacak.. 'Yandım!' dedikçe, hasret ve hicranları daha bir artacak.. serinleme beklediği her yerde ocaklar gibi yanacak ve işte her şeyini kaybettiği böyle bir noktada ...
Kâbe
Kâbe; mü'minlerin kalbinin müşterek attığı bir mihrap ve 'insanlar için vazedilen ilk ev...' takdîr ve tebcîliyle yüceltilmiş ilk ma'beddir. Temeli, yeryüzünde henüz, harcın, taşın, tuğlanın bilinmediği bir dönemde, gökler ötesi âlemlerde plânlandı ve ...
Okuyun
Ravzâ
Ravzâ, bize dünyâda bulunmanın rûhunu duyuran biricik binâdır. Bu mübârek binâ ile münasebet ve kalbî alâkalarımız, bizde öyle kudsî heyecanlar hasıl eder ki; onu düşünüp, onun hakkında bir şeyler söylerken, sanki iffetiyle tanıdığımız bir nâmus âbidesini ...
Okuyun
Mescid-i Aksa
Bazen yerdeki takdirler semâdaki değerlere uymuyor. Bakıyorsunuz oradaki bir kudsî burada hakîr görülüyor, oradaki metâf-ı kudsiyân burada, en pes ayaklar altında çiğneniyor. Şimdilerde Mescid-i Aksâ bu manâya ne ürpertici bir misâl..!
Okuyun
Ayasofya
Ayasofya, ilk basit şekliyle ve sıradan bir ma'bed hüviyetiyle Konstantin ve oğlunun eseri. Değişik aralıklarla üç müthiş yangın ve eski haline benzetme istikâmetinde sürekli inşâ ve onarımlar, bu târihî katedralin, bugünkü sisli-dumanlı durumuna denk bir tâli'sizlik...
Okuyun
Süleymaniye
Süleymaniye, muhteşem günlerin hâtırâları üzerinde devâsâ bir menşûr ve sanatın ma'bedde zirveleştiği, ma'bedin gerçek sanatla buluştuğu kristal ruhlu granit bir yapıdır. O, Mehmet Akif ve Yahya Kemal gibi iki şiir üstadı ve sanat dâhîsinin duygularını ...
Okuyun
Orada Uzakta Bir Cami
Orada uzakta buğu buğu mazi kokan bir cami vardı. Aslında hemen her mescit, cemaati, gelip gideni ve Hakk'a açık ufkuyla yeryüzünde gökler ötesine en yakın bir mekan, ötelere bakan bir rasathane ve bir mânâda "Sidretü'l-Müntehâ" nın izdüşümü olsa da ...
Okuyun
O Celâlî tecelli karşısında, insanlar Hz. Âdem'e, Hz. Nuh'a, Hz. İbrahim'e, derken Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya gidecekler; gidecekler ama, hepsi de, kendi muhasebe ve Allah'la münasebet ölçülerine göre birer hatalarını söyleyip, bu müracaatları kabul edemeyecekler. Bunlar belki birer günah değildir ama, onlar, o anın da dehşeti içinde, bunları Allah ile olan münasebetlerine yakıştıramadıkları için, insanların bağışlanması adına Allah katında şefaatte bulunmaktan haya edecekler. En son Efendimiz'e (sallallâhu aleyhi ve sellem) gelinecek ve O, başını yere koyup yalvaracak. O'nun o yalvarmaları karşısında, kendisine "İste, istediğin verilecek" denecek ve O'nun oradaki şefaati, bir bakıma o andaki ve o ölçüdeki Celâlî tecellinin Cemalî tecelliye inkılâbı şeklinde olacak.
Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi, tevazunun zirvesini temsil eden bir insanın böyle bir ifadede bulunması, bazı kıt düşüncelerce tevazuya aykırı görülebilir. Halbuki bu, onun için çok zor bir şeydir; yani kendisiyle alâkalı büyüklüğü anlatması, esasen ona çok ağır gelmektedir ama, O'na inanmak, imanın olmazsa olmaz en esaslı iki rüknünden biri ise, O, bunu tebliğ etmek ve söylemek zorundadır. Yoksa, risalet vazifesini yerine getirmemiş olur."
Bu Sayfayı Sitenizde İktibas Edin
© 2012 - Fethullah Gülen: Çağ ve Nesil Serisi



Varlığın ilk mayası
Merhamet varlığın ilk mayasıdır. Onsuz, her şey bir bulamaç ve kaostur. her şey merhametle var olmuş, merhametle varlığını sürdürmekte ve merhametle nizam içindedir.
Güçlü ve muzaffer insan
Ruh plânında çökmüş bir ülkenin her bucağı, yüzlerce zafer takı ve dragon timsâlleriyle süslense dahi, mezardan farkı yoktur. Evet, ruhun zafer solukları üzerine ...
Millet varolmak istiyorsa
Bugün dünyanın dörtbir yanında, firavunların zulüm ve istibdâdını, neronların hunharlık ve şekâvetini unutturacak bunca işgaller, katliamlar, yağmalar ve çeşit çeşit haksızlıkların ...
Milletin diriliş hareketleri
Ortaasya'da yetişen hamiyetli ruhlar ve dıştan onlara el uzatan îmanlı ve gayretli sîneler, eğer bugün, bu milletin geçmişinden gelen hayâtî unsurlarla, sonradan aşılanmış ...